“İnsan ölürken tam 21 gram kaybeder. Herkes. 21 grama ne sığdırabilirsin? 5 tane bozukluk, bir sinekkuşu, bir bar çikolata. Kaç hayat yaşar, kaç kez ölürüz?”

30.11.13

Sigaradan delik deşik olmuş dudaklarindan öptüğümde uyanir misin?
Merak içindeyim
Kirpiklerin bu kadar saçmaliği nasil kaldiriyor?

Birinin benlerini saymadan ondan gitmemelisin.
Bir tek bunu bilirim.

Bakişlarin çekildi perde artlarina.
Beklesen de susacaksin belli.
Ama bazilarimiz denize bakiyor. Iskelelere duraklar kuruyor.
Belki beklemek dediğin psikolojik bir şeydir.

Kivrilmiş bir hali kenari kadar çok ağlamiştim o gün.
Bilirdin bir zaman, okyanus bile islanir benim üzüntümden.
Belki okyanus dediğin psikolojik bir şeydir.

Bardağa bakmadan çayi koydum. Sonra lavaboya döktüm, bardağa bakmadan.

Uyanişlarin iyi bir fikir olup olmadiğina bir türlü karar veremiyorum.

Önemli bir konu daha var
Bir türlü sevemedim karanfilleri.

16.11.13

Bazen soğuk havalar oluyor ve bazen yağmur yağıyor
Hala sıcak olan ayaklar ve kolunun uyuşmasından şikayet etmeyen bir adam
O adamı sevmek yanan gözlerine soğuk ellerini bastırmak gibi oluyor
Sonra uykuya dalıyoruz

Burda ölmek zor değil
Uyumak zor

13.11.13

Bugün sayılamayacak kadar insan öldü.
Sayılabilecek bi adam da.
Felçle. Sol tarafına.
Adamı hiç görmesem de tanıyordum. Ama konu bu değil.
Kadın da öyle ölmüştü. Sol tarafına.
Kısacık bacakları koltuğuyla her defasında yere değme savaşı verirdi.
O gün dışında. Tutmayan bacakları koltuktan kaymasına sebep oluyordu.
Yüzünü, adını ya da sesini şu an hatırlamadığım biri ayaklarının önüne ellerini koydu. Kaymasın diye.
Ben ağlıyordum. Hiç yardımcı olmamışım.
Ama konu bu da değil.
Kadın haftalarca hastanede yattı.
Yatmaktan derisi kemiklerine yapıştı.
Boğazında delik açıldı, bu yüzyıla ayak uyduracak şekilde nefes alabilsin diye.
Konu bu da değil.
Bütün organları iflas etti. Ama inanın konu bu da değil.
O adam, sol tarafındaki felci ile 3 gün yaşamak zorunda bırakıldı, 86 yaşında idi.
Kadın niye haftalarca öldü?

Hasta bir düşünce ile kendimden iğreniyorum. Ama ben insanım.
Hasta düşünceler olmasa kutsal olabilirdim.
Niye?
Tesadüflere inanırım.
Ama bu konuşma söz konusu olunca
Garip..




































12.11.13

Yine öldüğümü düşünüp ağladım dedi kız.
Ben de düşündüm. 
Ağlamadım.
Hiçbir şey hissetmedim.
Ölü gibi.
Hatırlıyorum
ve 

neyse..


9.11.13

Bacaklarımla göğsüm arasındaki minik üçgene kafasını koyar, saçlarıyla oynarken beni izler.
Alnını kurtarırım saçlarının karmaşasından her zaman ve eğilip derin bir nefes alırım saçlarının kurtuluşundan.
Gözlerimi kapatır ve dudaklarımı alnına bastırırken seni seviyorum derim.
Uzaklaşıp gözlerimi açtığımda ancak görürüm gülümsemesini. Bu adam derim içimden.. Daha cümlemi tamamlamadan elini saçlarıma daldırıp beni öper.
Seviş benimle der öpücüğü. Sev beni. Hep. 
Sonra gözlerime bakıp evet der, seni çok fazla seviyorum.
Bu hep böyle olur.
Ve hep mutlu olurum, hiç alışmadığım halde.

8.11.13

Neyse dedim, yorganın soğuk tarafı nerde
Yüzünde daha önce olmayan bir çizik var, nasıl oldu dedim
Söyleyeceği her ne varsa yuttu, ağzını kilitledi ve
Güldü.
Çok güzel güldü.
Öyle güldü ki üzerine günlerce aç kalabilir, duvarlarca yazabilir veya sadece gözlerimi kapatabilirdim.
Öyle güldü ki gülümsediği saniyede bitiriyordum dünyayı.
Öyle ki sanki yalnızca o akşam, daha fazla ne kadar üşüyebilirim diye düşünürken ben, orda öyle gülümsemek için gelmişti yeryüzüne. Artık gidebilirdi.
Öyle güldü ki, hayatımı aynından bir tabloya bakarak ölüm orucumu sonlandırırken gülümsemesini beceriksizce taklit ederken bitirebilirdim.
Öyle güldü.
Dedi ki, merhaba tanıdığım kadın. Ben dudaklarını duydum. Öyle güldü.
O an yeryüzü mavi olsa alabildiğine, karıncaları duysak sadece ya da bir seferilik alsa ruhları bedenlerden böyle uçucu, tüy gbi olamazdı dünya.
Öyle güldü ki. Tereddüte düştüm.

Keşke dedim, keşke gülmese. 
Yine güzel güldü
Sevdiğimi fark ettim bu zamanlarda seviştiğim adamı.

O'nun elini sıkıp "merhaba ben calypso" demeyince.
Merhaba ben, cebindeki 15 kuruşum.
Merhaba ben, sağ gözünün biraz altındaki küçük çiziğim.
Merhaba ben, dümdüz bakıp gülümsememeye yemin etmiş kişiliğindeki bariz değişimim.
Ben, bir kadını öpmene ya da aynı kadının kilo almasına sebep olan fastfood dükkanıyım.
Ben, iğde ağacıyım.
Ben sevmeyi hiçbir zaman beceremediğin kadınım.
Ben, anılarınım.

En çok istediğim şey 10 adım ileride olup bana kilometrelerce uzaktan bakarken ne düşündüğünü virgülünün kıvrımına kadar bilmek.
Bu, tanıdık ve şikayet etmeyen birini görmenin mutluluğu. Ötesi değil.
Otururken nasıl göründüğünü hatırlamak istedim.
Gülümsemeni hatırlamak. Ötesi değil.
Hatırlamak niye kötü derler ki?

Yine, yarasaların gibi imgeler arkasında saklambaç oynama, ne demek istiyorsan söyle isterdim.
Kediyi öldür, merakımı bitir ki seni bir daha görmeyeyim.

Saatlerdir bozuk paralarla oynuyorum. Henüz yazı tura yapmadım.
tura gelirse harcanacak bu paralar.

7.11.13

"neden her aşk
bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka."
DidemMandak
Zararın sağ tarafından dönüp caddeye çıktım.
Kârlı bi işti.
Şimdi dedim, sihirli değneğim olsa bütün bulutları tepeme toplardım
Bütün maviyi gri yapar, gökgürültüsü ile uyandırırdım uyuyan bütün devleri
Şimdi dedim,
yürümeye devam etmeliyim.
Şimdi. Devam edeceğim.

Araba freni ve korna çığlığı.
Bugünü ancak böyle. Ancak böyle. Ancak.
"Siz hiç bir okyanusu dudaklarından öptünüz mü?"


Ben artık yağmurlara şemsiye tutuyorum. Islanmak, mesafelere küfrettiren sevgiliden bile ırak.


Kendimi unuttum.

6.11.13

Taksilerin sarılığı. Ceketlerin deriliği.
Bugünü ancak böyle renklendirebilir, ancak böyle betimleyebilirim.
Beni içine atan insanlar.. Kendi içime attığım kadından ne kadar da farksız olduğumu öğrendiğim bir gün.
Babam "merak kediyi öldürür" dedi. Bugün, kedi ölmeye çalıştı, başarılı olamayınca kuyruğunu bırakıp geri kalan her yerini kestim.
Hayatının en beyinden yoksun döneminde sesiyle seni hayata bağlayan insanın sesini tanımamak.. Bunu yaşamak gibiydim.
Sesinin değişmediğine eminim fakat duyduğum adamı tanımıyordum ben.
İçime attığım kadından bir farkım yok. O da tanımazdı. O da azıcık düşünse benim gibi hiç sevmezdi seni beyinden yoksunken bile.

Tarçın gibiydik. Baksan, her şeye yakışırız. Ama sadece sahlep var bizi ilahlaştıran.
Bu kadarız.
Sahlep bittiğinde giderim ve düşünmem bile ötesini tarçının dedim.
Sahlep bitti.

Yağmur gibi. Yağmur sonrası beton kokuları gibi. Biz hiç toprak kokmadık ki bunu bekliyorsun.
Ağaç kokladık, apartman kokladık, sokak kokladık belki.
Yatak kokladık, çarşaf kokladık, koltuğun gıcırdayan her yanını kokladık belki.
Toprak kokusu bilmeden öleceksin.
Ama toprak umurunda değil, neden bileceksin.
Koskoca denizler kuruttun sen, okyanuslar. Neden bilesin.
Toprağı hiç düşündün mü? Uçarı. Tüy gibi. Tül gibi belki. Rüzgarla giden ama her seferinde geri gelen. Geri gelip esneye esenye odayı dolduran tül perdeler gibi. Öyle birşey olmalı.
Olmak zorunda.

Tül perde olma.

İçime attığım kadının parmağındaki yüzüklerle oynarken söylediği şarkılar gibi olmak istemiyorum.
Satırlardan taşıyorum yanımdaki adama. Satırlarda sevişiyor, satırlar dolusu seviliyorum.
Sen bilmezsin. Nerden bileceksin. Neden bileceksin. Denizler kuruttun sen, okyanuslar.
Senden nefret edemem, seni tanımıyorum. Hiç tanımadım. Sadece seviştim.
Taksilerin hızı. Ceketlerin siyahı.
Bugünü ancak böyle.. Ancak bugünü böyle.. Böyle ancak bugünü anlatabilirim.
Üzgünüm, senin için. Hiçbir zaman toprak kokusu bilmeyeceksin.

5.11.13

Nefes almasındaki mutevaziliğe koydum kafamı
Böyle atıyor kalbi dedim, burdan seviyor beni.
Ama başka sevişiyor.

Susman gerek.

Var olmaması gereken iki kişi yarattık. Kondomsuz sevişmelerden doğan "yanlışlıkla oldu" çocukları gibi.
Söylediğim gibi değil, senden nefret etmiyorum. Anımsıyorum, sen bağırmadıkça adını.

Hangi duvarına daha yazmam lazım "tilkiler öldü, kürkler artık kül"
Gittiğin gibi kal. Gittiğin yerde kal. Ya da kalma. Ama gelme.
Susman gerek.
İçine at beni.
Susmalısın.